NECİP FAZIL KISAKÜREK -ZAMAN Şiiri tahlili

ZAMAN
Nedir zaman, nedir?
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
İniş mi, yokuş mu?
Bir sese benziyor;
Arkanız hep zifir!
Bir sese benziyor;
Önünüz tüm kabir!
Belki de bir hırsız;
İzi, lekesi var.
Belki de bir hırsız;
O yok, gölgesi var.
Annesi azabın,
Sonsuzluk, şarkısı.
Annesi azabın,
Cinnetin tıpkısı.
İçimde bir nokta;
Dönüyor aleve.
İçimde bir nokta;
Beynimde bir güve.
Akrep ve yelkovan,
Varlığın nabzında.
Akrep ve yelkovan,
Yokluğun ağzında.
Zamanın çarkları,
Sizi yürütüyor!
Zamanın çarkları,
Beni öğütüyor.
Zaman her yerde ve
Her şeyin içinde.
Zaman her yerde ve
Acem’de ve Çin’de.
Kime kaçsam ondan;
Ha yakın, ha ırak?
Kime kaçsam ondan;
Ya sema, ya toprak…
Necip Fazıl Kısakürek

NECİP FAZIL KISAKÜREK(1905 – 1983)
HAYATI:
1905 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da yaptı ve Mekteb-i Fünun-ı Bahriyye’den mezun oldu. İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdiyse de, bitiremeden ayrıldı. Bir aralık, hükümet hesabına yüksek öğrenimini yapmak üzere, Paris’e gidip Sarbon’a devam etti. Fakat orayı da bitiremedi, İstanbul’a döndükten sonra bankalarda memurluk yaptı. Bir süre sonra memurluktan da ayrılarak, gazeteci ve yazar oldu. Ağaç(1936) ve Büyük Doğu (1943-1965) dergilerini çıkardı ve bazı gazetelerde fıkra yazarlığı yapmaya başladı.
Necip Fazıl, Milli Mücadele devri sonlarında tanınmaya başlayan şairlerdendir. Şiirlerini 1922 yılında yayımlamaya başladı ve ilk şiir kitabı olan Örümcek Ağı’nı 1925’de bastırdı. Bunu 1928 de, Kaldırımlar takip etti.
Bundan sonra yayımladığı kitaplar, daha önceki kitaplarında çıkmış şiirlerinden yaptığı seçmelere yenilerini de eklemek suretiyle meydana getirmiştir. Bu kitapları şunlardır: Ben ve Ötesi(1932), Sonsuzluk Kervanı(1955) ve Çile(1962). Necip Fazıl, son iki şiir kitabının müşterek önsözünde, bu kitaplara aldığı şiirlerden başkasının kendisi ile artık bir ilgisi kalmadığını söyler. 1932 yılından sonra şiirden çok siyasi ve ve dini konularla meşgul olduğunu iddia edenlere Necip Fazıl bu iddiaların haksız olduğunu söylemiştir. Bu konulara yönelmesini şöyle açıklar: “ Fikir ve ideoloji yolunda varmak istediğim gaye ile bizzat şiirin esas gayesi arasında her hangi bir ayrılık yoktur. Çünkü şiir de, aslında, yalnız kendisine değil, aynı zamanda Allah’a ve Allah davasını güden topluluklara bağlıdır ve bağlı olması lazımdır. Böylece ‘sanat için sanat’ ve ‘cemiyet için sanat’ formülleri aynı noktada birleşmiştir.” Necip Fazıl şiir hakkındaki görüşlerini son kitabı Çile’nin sonuna koyduğu “Poetika” bölümünde anlatır.
Şiiri ve sanatı:
Necip Fazıl Kısakürek şiirle küçük yaşlarda ilgilenmeye başlamştır. O dönemin genel şiir anlayışı olan hece ölcüsünü kullanarak yazma ve kendi tarzı yakalamaya başlamıştır. İlk şiir örnekleri, korku ve yalnızlık temasına dayalı insanın iç dünyasına yönelen çalışmalardır. Kitabe, Örümcek Ağı, Kaldırımlar ve Bu Yağmur şiirleri onun ilk dönemi diyebileceğimiz 1935 yılı öncesini kapsayan dönemi ifade eden şiirlerdir. Fransa’da felsefe eğitimi sırasında bergson’un sezgicilik anlayışı şiirlerine yansımıştır. Abdulkadir Arvasi hazretlerini tanıdıktan sonra idelojik olarak yazmaya ve yazdıkça tepki görmeye başamıştır. Yazıları ve fikirlerini aralıklarla çıkarttığı Büyük Doğu dergisinde yayımladı. Muhsin ertuğrul’un etkisiyle tiyatro çalışmalarında bulundu. Tohum, Reis Bey, Bir Adam Yaratmak başlıca tiyatro çalışmalarıdır. İkinci dönem diyebileceğiz 1935 sonrasında daha çok şiirlerinde Allah, ölüm, ve zaman konularına yer verdi. Dönemin sorunlarına ve insanılığa bir çözüm olarak gördüğü fikirlerini ifade edebilmek için şiiri büyük ölçüde kullandı. Şiire dair görüşlerini Poetika adlı çalışmasında dile getirdi. 1970 li yıllarda daha önce çeşitli isimler adı altında yayımladığı şiirlerini özellikle benimsediklerini Çile isimli şiir kitabında topladı. Necip Fazıl’ın şiirinde değişimin temel nedeni olarak onun ideolojisini değiştirmesi ve mükemmeliğe ulaşma çabası gösterilebilir. Nitekim bu değişim ve reddetmeler sonunucunda onun 200’den fazla şiirinden sadece 48 tanesi değişmeden kalabilmiştir. Sürekli olarak ritimde ve içerikte mükemmeli yakalama çabası ve şiirin amacı olarak hakikati bulmayı dile getirmesi onun şiire bakışını kısaca ifade eder.
İŞLEDİĞİ TEMALAR:
Otobiyografisinde ilk şiirinin aruz vezniyle birkaç mısra denemesi olduğunu yazar: “Düğümlenirken uzun yolların ufukta ucu Bugünde gelmedi, beklenen yolcu”
Birkaç aruz denemesinden sonra, hece ölçüsüyle yazmaya başlamış. Ayrıca mısralardaki sesi ustalıkla kullanmasını bilen Necip Fazıl’a sanatının ve şöhretinin zirvesinde bulunan Ahmet Haşim bile ‘Çocuk, bu sesi nereden buldun sen?’ diye üstatça taktirlerini söyler.İlk şiirlerine hakim olan tema korkudur. Bu korku, anlaşılmayan ayak sesler, periler, cinler, Hayâletler, kâbuslar, siyah kediler, geceleri insan etrafında fıldır fıldır dönen kambur cüceler gibi ürpertici motiflerle, bir takım gerçek dışı varlıklarla beraber gelir.
Eşyaya, maddi varlıklara, kısacası dış dünyaya bakış tarzı bizim iç dünyamızla ilgilidir. Zaman duygusuda önemli yer tutar. Zaman öncelikle insan hayatı olarak vardır. Hayat içinde zaman erimekte, yenmekte, bitirilmektedir. Zamanın bu tükenişi ölüm duygusunu da beraberinde getirir. Şiirin tematik yapı taşlarından biri de, dini-mistik havadır.
Poetika (şiir sanatı), şairin sadece yaradılıştan bir kabiliyetle izah edilemiyeceğinden yola çıkan Necip Fazıl, şairin yaptığı işin gereğine ve şuuruna varması gerektiğini vurgular. Şair, sanatının yalnız yapıcısı değil, aynı zamanda onun niçinini ve nedenini yaşayan, üzerinde düşünen, felsefesini kuran insandır. Bu da şiir sanatını tesadüfe bırakmaz, bir poetikası vardır, bu poetikayı beyan etmek zorundadır. Necip Fazıl’ın poetikası mistik bir karakter gösterir.
Necip Fazıl, şiirinin gayesinin vezinli kafiyeli söz söylemek olmadığını, fakat veznin ve kafiyenin, şiiri alelade lâf tertiplerinden uzaklaştıran ölçüler olduğunu ifade eder. Böylece vezin ve kafiye şiir için gerekli, fakat yeterli olmayan unsur olur. Şiiri kuran temel unsur his ve fikirdir. Bu iki unsur Necip Fazıl’da daha dengeli değer kazanmış görünür.
ŞİİR KİTAPLARI:
Örümcek Ağı (1925)
Kaldırımlar (1928)
Ben ve Ötesi (1932)
Sonsuzluk Kervanı (1955)
Çile (1962)
101 Hadis (1951)
Şiirlerim (1969)
Çile (1974-78)
Esselâm (1973)
“ZAMAN” ŞİİRİNİN BİÇİMSEL İNCELEMESİ:
Necip Fazıl Kısakürek, ilk şiirlerinde aruz veznini kullanmış olmasına rağmen daha sonra hece ölçüsüyle yazmaya başlamıştır. Onun hece ölçüsüyle yazmasına içinde bulunduğu döneminde büyük etkisi vardır.
Şiir dörtlükler halinde ve altılı hece ölçüsüyle yazılmıştır. Redif ve kafiye ustalıkla kullanılmıştır. Tüm kafiye çeşitlerini bu şiirde görebiliriz.
——– nedir?
——– kuş mu?
——– nedir?                 ==     redif ve zengin kafiye
——– yokuş mu?
KAFİYE DÜZENİ:
—————- a
—————- b
—————- a
—————- b
—————- c
—————- d
—————- c
—————- d
ZAMAN ŞİİRİNİN TAHLİLİ:
İlk şiir örnekleri, korku ve yalnızlık temasına dayalı insanın iç dünyasına yönelen çalışmalardır.
İkinci dönem diyebileceğiz 1935 sonrasında daha çok şiirlerinde Allah, ölüm, ve zaman konularına yer verdi. Dönemin sorunlarına ve insanılığa bir çözüm olarak gördüğü fikirlerini ifade edebilmek için şiiri büyük ölçüde kullandı. Şiire dair görüşlerini Poetika adlı çalışmasında dile getirdi. 1970 li yıllarda daha önce çeşitli isimler adı altında yayımladığı şiirlerini özellikle benimsediklerini Çile isimli şiir kitabında topladı. Necip Fazıl’ın şiirinde değişimin temel nedeni olarak onun ideolojisini değiştirmesi ve mükemmeliğe ulaşma çabası gösterilebilir. Nitekim bu değişim ve reddetmeler sonunucunda onun 200’den fazla şiirinden sadece 48 tanesi değişmeden kalabilmiştir. Sürekli olarak ritimde ve içerikte mükemmeli yakalama çabası ve şiirin amacı olarak hakikati bulmayı dile getirmesi onun şiire bakışını kısaca ifade eder.
Şair zamanı bir suya, bir kuşa, bir inişe ve bir yokuşa benzetmektedir. Çünkü zaman, hayatın bir parçasıdır. Hayat bir suya benzer. Çünkü ırmaktan akan bir su, bir daha aynı noktadan geçmemektedir. İnsan aynı dakikayı bir daha yaşayamadığı gibi. Hayat bir kuşa benzer. Çünkü kuşu yakalamak çok zordur. Zamanı yakalamak bir kuşu yakalamaktan da zordur. Hayat bir iniş ve yokuştan ibarettir. Belli bir yaşa kadar yani gençliğin bitimine kadar zorla çıkarsınız merdivenleri, belli bir yaştan sonra ise birden inişe geçer ve neye uğradığınızı şaşırırsınız. Yani şaire göre hayat su, kuş, iniş ve yokuştur.
Zaman bir sese benzemektedir şaire göre. O sesi duyup arkanıza yani geçmişe baktığınızda hiç bir şey görülmemektedir. Her şey tarihin tozlu sayfaları arasında kalmıştır. Geriye dönmek isteseniz karanlıkta kaybolursunuz. Geleceğe baktığınızdaysa ölümden başka bir şey görülmemektedir. Yani şaire göre zaman; geriye dönüşü olmayan bir yol, gelecekse ölüme yaklaşmanın göstergesidir.
Şaire göre zaman bir hırsızdır. Çünkü en önemli şeyi elimizden alamktadır. Ömrümüzden saniyeler, dakikalar çalmaktadır. Bu hırsızlığı yaparken bazı izler bırakmaktadır. Bu izler şunlardır: Saçlarımıza düşen aklar,yaşımızın ilerlemesi gibi bir çok şeyler.
Zaman bir yanda sonsuzluğu simgelerken bir yanda da cinneti simgelemektedir. Zaman sonsuzdur. Çünkü bir kişi ölüp başkası doğmaktadır. Yani zaman devingen bir şeydir.
Zamanın çarkları olan akrep ve yelkovan bir ayağını varlığa atmışken diğer ayağınıysa yokluğa atmıştır. Yani şairin demek istediği yaşamla ölüm arasındaki ince sınırdır.
Zamanın sürekli akıp gittiğinin farkında olmayanlar için hayat gayet normal geçmektedir. Şair zamanın akıp gittiğini farketmekte ve ürpermektedir.
Dünyanın bir ucundan diğer ucuna da gitseniz zaman yine sizinledir. İster Acem’e ister Çin’e gidin zaman yine sizinledir.
Ne kadar uzaklaşsanız yine onunlasınız. Çünkü zaman her şeyi kuşatmıştır. Gökyüzü ve toprak gibi insanı kuşatmıştır.

Hiç yorum yok: